Çalışma Hayatında Özyönetim Deneyimleri: KAZOVA ÖRNEĞİ

kazovakapak

Satış fiyatı 23,00 TL
Taban fiyat30,00 TL
İndirim-7,00 TL
Vergi tutarı
Standart fiyat:


Kargo için kargo ile 11,00 TL

Preloader

Kazova fabrikasında örgütlenme, işgal ve özyönetime geçişte dışardan etki eden iki nicel ilişki yaşandığına tanıklık etmekteyiz. Bunlardan ilki toplumsal muhalefetin yükselişe geçtiği “Gezi Parkı Eylemleri” işçilerin işgal ve özyönetim pratiklerine geçişini tetiklerken, ikincisi Alpagut gibi tarihsel deneyimin örnek alınması üretimden gelen gücün kullanılmasına dair bilginin yaşayarak deneyimlenmesidir. Böylece mevcut koşullar ve tarihsel deneyimin işçilerin niteliğini dönüştürücü etkide bulunmuştur. Kazova işçilerinin özyönetime geçişiyle birlikte, sadece kapitalist üretim tarzına alternatif olacak bir üretim tarzı ve çalışma biçimi değil, gündelik kültürel yaşam alanı da dönüştürülmeye çalışıldığı gözler önüne serilmektedir.

Berna Güler

Patronsuz” olmayı aklımızın ucuna bile getirmemizin delilik diye düşünüldüğü bir sistem içerisinde, “Patronsuz” işçi denetiminde bir fabrika örneği, bir direnişi, “Kazova’yı merkezine alarak” “Başka” olanın anlatıldığı bu kitap, doğrudan bu hegemonyanın yıkıcı yanlarından biri halini de almaktadır.

Metin Yeğin


 

İçindekiler

İÇİNDEKİLER

Aynadan Yansımalar: Gerçeklik ve Öz’ün Değiştirme Gücü!/ Berna Güler

İşgal Et, Diren ve Üret.../ Metin Yeğin

Teşekkür

GİRİŞ

I. BÖLÜM

KAPİTALİST ÜRETİM TARZININ TARİHSEL İZDÜŞÜMÜ

I. Kapitalizmin Dönüştürücü Gücü: Köle Emeğinden Emek Gücüne

II. Çalışma Nedir?

1. Bir Emek Ürünü Olarak Meta ve Onun Değeri

III. Elbirliği ve Manifaktürden Makinelere: Kapitalist Üretim Tarzının Yansımaları

IV. Zenginler İçin Harikalar İşçiler İçin Yoksunluk Üreten Yabancılaşmış Emek

V. Çalışma Yaşamında Yönetim ve Denetim Sorununun Ortaya Çıkışı

VI. İşgal ve Özyönetim

1. Marxizm Öncesi: Ütopik Sosyalizm ve Özyönetim

2. Ütopik Sosyalizmden Bilimsel Sosyalizme: Marxizm ve Özyönetim

VII. Yönetimin Bilimsel İlkeleri ve Taylorizm

VIII. Taylorizmin Altın Çağı: Fordist Birikim Rejimi

IX. Sosyal Politikalar ve Keynesyen Ekonomi Modeli: Fordist Birikim Rejiminin Krizi

II. BÖLÜM

EMEK SÜREÇLERİNİN ÖRGÜTLENMESİNDE FARKLI YÖNETİM PRATİKLERİ:

İŞGAL FABRİKALARI VE ÖZYÖNETİM DENEYİMLERİ

I. 1950-1960 Türkiye’de DP İktidarı Dönemi: Türkiye Sanayi Burjuvazisinin Oluşumu

II. 1960-1980 Askeri Darbe İle Yeniden Dizayn: Türkiye’de İçe Dönük Sermaye Birikim Rejimi ve İşçi Sınıfı Mücadelesinin Yükselişi

III. Derby İşgali: İşçi Sınıfı Sendikasını Seçiyor

IV. Singer İşgali: Türkiye’de Yükselen Anti-Emperyalist Mücadelenin Önemli Bir Parçası

1. Singer İşçilerinin Grevleri

2. İşgal Geliyorum Demez: Singer’de İkinci Raund

V. İşçilerin Kendi Kaderini Tayin Hakkı: Alpagut Özyönetim Deneyimi

VI. Sınıf Sendikası Yol Gösteriyor: Yeni Çeltek Özyönetim Deneyimi

VII. Türkiye’de ve Dünya’da Neoliberalizm: Sermayenin Yeniden Dirilişi

VIII. Neoliberalizm ve İşsizliğe Karşı Arjantin’de Geri Kazanılmış Fabrikalar

IX. Topraksız Köylülerden İşçilere Brezilya’da Kamulaştırma Talebi: “İşgal Et, Diren, Üret!”

X. Latin Amerika’da Özyönetim Bulaşıcıdır

III. BÖLÜM

TÜRKİYE’DE ÖZYÖNETİM DENEYİMİNE ÖRNEK: KAZOVA TEKSTİL

I. Araştırmaya İlişkin Bilgiler

1. Araştırmanın Amacı ve Yöntemi

2. Alan Araştırmasının Yapım Süreci

II. Kazova Trikotaj San. ve Tic. A.Ş: Kazova’nın Hikâyesi

1. Öncüler ve İşçi Sınıfı Mücadelesi: Demokratik Kitle Örgütleri

2. Kazova Trikotaj San. ve Tic. A.Ş’den Diren Kazova’ya

3. Korku Duvarı Aşılırken: Gezi Parkı Eylemleri ve İşgal

4. Alpagut’tan Kazova’ya İşçilerin Kendi Kaderini Tayin Hakkı: Diren Kazova Kooperatifi

5. Basın ve Sosyal Medya’da Kazova Direnişi

6. Kazova Direnişi Süreci ve Sendikaların Tutumu

7. Kapitalist Kültüre Karşı: Kazova Direnişi Kültür Sanat Komitesi

8. Kazova’da Ayrışma Süreci: Kişisel Hırsları Mahkûm Etmek Ya da Şeffaf Ol(a)mamak

IV. Diren Kazova Kooperatifi ve Çalışma Hayatı

V. Özgür Kazova Tekstil Kolektifi ve Çalışma Hayatı

Sonuç ve Olanaklar

KAYNAKÇA

Berna Güler

Aynadan yansımalar:

Gerçeklik ve Öz’ün değiştirme gücü!

Cümlede bir yapıttı, yapıtta bir ömrü,

ömürde bir dönemi keşfetme çabası.

Ya da tersinden söyleyelim:

Tespihi dağılmış tanelerinde,

ömrü tek bir anında kapitalizmi

en küçük, en silik, en suskun

bileşenlerinde görme çabası.1

Dünyamızı, duyu örgenlerimiz aracılığıyla algılarız. Algıladıklarımız ayna misali beynimize yansır, yansıyanlar düşüncemize dönüşür, düşüncelerimize dil ve semboller yükleriz ve bilgilerimizi oluştururuz. Bu bilgiyle kendimizi ve çevremizi tanımlarız, tarif ederiz ve aynı zamanda tüm olup biteni gerçeklik olarak kabul ederiz. Oysa ki duyu örgenlerimiz bizi kolaylıkla yanılt(ıl)abilir ve gerçeklik olarak bildiğimiz ne var ise yalan olabilir. Neşet Ertaş’ın ünlü türküsü “Yalan Dünya” ne de güzel anlatır: Hep sen mi ağladın hep sen mi yandın/Ben de gülemedim yalan dünyada/Sen beni gönlünce mutlu mu sandın/ Ömrümü boş yere çalan dünyada/Ah yalan dünyada yalan dünyada.

İnsanı, diğer canlılardan ayıran en önemli fark, kendi varlığının farkında olması ve ben olarak tanımlamasıdır. Kendi varlığının farkında olan insan, aklıyla kendi dışında olup bitenleri düşünsel güce çeviren, bu güçle doğayı kendisine uyarlayıp, geçmişten bugüne, bugünden de geleceğe geliştirmeye devam etmektedir. 

Bilme; aklın, tanımakta olduğu nesnel gerçekliğe her adımda biraz daha yaklaşımıdır; bilgisizlikten bilgeliğe, eksik ve yetersiz bilgiden daha tam ve yeterli bilgiye doğru sonsuza ilerleyen bir süreçtir. Dinamik süreçte doğasal, yaşamsal koşulları kendisine uyduran insan, geliştirdiği üretim güçleri ve üretim ilişkileri, kendinden önceki kuşaklarca hazırlanır. Böylece insanlar seçtikleri bir ortamda değil, böylesi zorunlu koşulları olan ortamda dünyaya gelirler. İçinde gözlerini açtıkları ortamın, kendilerinden önce oluşmuş kurallarına uymak zorunda kalırlar. İnsanlık tarihi, insanlar tarafından oluşturulan kurallar ve aynı zamanda nesnel bir süreci içerir. İnsanlar amaçlı faaliyetleriyle kendilerinden bağımsız olan bu nesnel süreci etkileyebilir, değiştirebilir ve kendi amacını gerçekleştirecek yeni kuralları yeni nesnel süreçleri oluşturabilir. Bu değişim süreci toplumsal, ekonomik ve siyasal değişimin tarihidir. Varlık ve yokluk sarkacının, diyalektik değişiminin tarihidir.2 Var olmanın ileri atılımlı ve gelişimci tarihi ile insanın varlık nedenini unuttuğu, kendi doğasına yabancılaştığı, insanın insan tarafından sömürüldüğü, insanın insan tarafından öldürüldüğü, insanın insan tarafından köle edildiği, insanın insan tarafından özgürleştirildikçe, köleliği özgürce seçen insan yığınlarının çatışmalı tarihidir.

Tarihsel olarak bilginin kaynağı toplumsal pratiklik olduğu gibi amacı da toplumsal pratikliktir. Bilgiler, toplumsal pratiklerin bilgisiyle yüklüdür. Böylece bilgi, toplumsal pratiklikten kopartılarak çözümlenemez ve insan aklına gökten zembille de düşmez. Bilgilenme süreci, böylece en ilkel duyumlardan, en gelişmiş kuramlara kadar uzanır. Bu süreç tarihsel ve toplumsal bir süreçtir. Bu süreçte insanlar, kendileri dışında ve kendilerinden bağımsız olarak var bulunan nesnel evreni, kuramsal ve eylemsel etkinliklerin konusu yaparlar ve onu bilim, ideoloji, din, sanat vb. gibi çeşitli toplumsal bilinç biçimlerine dönüştürüp yeniden üretirler, “gözlemden soyut düşünceye ve oradan pratiğe; gerçekliği bilmenin diyalektik yolu budur.”3 

Toplumsal nesnel gerçekliğe ait bilginin kendisi bir süreç ise bu süreçte dinamik ve sürekli değişmeyi içerip yeni bilgiler üretiliyorsa toplum bilimler de yeni koşulların bilgisini üretmelidir. Toplum bilimler, insanların dışında var olan görse de görmese de var olan tesir etse de etmese de var olan yönlere bakarak, belirli tekniklerle bunları sistematik gözlemleyerek bugünkü çok çalkantılı durumda mutlaka değişmeyi gözönünde tutarak toplum bilgisini üretmekten yana olmalıdır.4 Öte yandan Mübeccel B. Kıray net olarak ortaya koyduğu gibi “(t)oplum bilimler içinden çıktıkları toplumun ürünüdür (ki bu tespit her bilgi kütlesi için geçerlidir). Buna göre her toplum tarih boyunca kendi bilgisini, bunun ne amaçla ve hangi araçlarla yaratılacağını ve kullanılacağını belirlemiştir.”5 

  1. yüzyılın ilk çeyreğinde tüm dünyaya nüfus etmiş kapitalist toplumsal üretim ilişkilerinin çelişkili ve çalkantılı doğasının küresel, ulusal ve yerel alanlarda bitmek bilmeyen krizler ile devinim halinde olması, her geçen gün derinleşen kaosu aşacak, bilginin “başka alternatif yok!” şiarı ile tek doğru bilginin olduğuna dair her alanda epistemik (bilgi) şiddet uygulanması, her geçen gün, daha da fazla hissedilmektedir.

Gerçekliğin perdesini aralayan; şüphe etme, sorma-sorgulama, açıklayıcı eleştirel yaklaşım her yerden dışlanmakta, görmezlikten gelinmekte, cezalandırılmakta, suçlu duruma düşürülmekte, ötekileştirilmekte, yok sayılmaktadır. Ne var ki, toplumsal nesnel gerçekliği görsek de görmesek de en yalın haliyle önümüzde durmaktadır. Denis Diderot’un 1749 yılında yazdığı “Görenlerin Yararına-Körler Hakkında Mektup”6 adlı eseri üzerine değerlendirme yaptığında bugünü de ne güzel anlatmış: “Bence, ancak, körler tarafından çıkarılmış olabilecek acayip bir sistemdir bu; insanın zekâsı ve felsefesi için ne utanılacak bir şeydir ki, bu sistem sistemlerin en saçması olduğu halde, mücadele edilmesi en güç olandır.”

Günümüzde körleşmenin nedenini anlamak için doğru bilgi olarak dayatılan kaynaklara bakmak yeterlidir. Bunlar gündelik bilgi, geleneksel bilgi, kişisel bilgi, dinsel bilgi, medyanın bilgisi, sağduyu bilgisi, politikacı bilgisi, otorite bilgisi, eleştirel olmayan bilimsel bilgi vs. Her bilgi, insan ve toplum ilişkilerinin bütününden kopuk, bir o kadar parçalı, bazen tarihten bağımsız, bazen bugün ve gelecek yokmuşçasına sıkı sıkıya geçmişe bağlılık, mekândan bağımsız, nesnel maddi olanın ötesinin de ötesini arayan... Sanki, nesnel gerçekliğin yakından görülmesi için miyop, uzakta olanın görülmesi için hipermetrop gözlükler verilmiş gibi. Verilen gözlükler ile yetinmek, körleştirmenin, sağırlaştırmanın, dilsizleştirmenin, hissizleştirmenin, duyarsızlaştırmanın dolaysız yolu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Karl Marx’ın çok net ifade ettiği gibi “(s)adece şeylerin yanıltıcı görünüşünü yakalayan gündelik deneyimle yargılanırsa, bilimsel hakikat her zaman paradokstur.”7 

Bilen ve bilinenin arasındaki ilişki, yani özne ve nesne arasındaki ilişki düşüncenin üretiminde varlık ile varlığın bilgisi tam olarak bilinip bilinememesi sorunu düşün bilimin (felsefenin) en temel konusu olmuştur. İnsan dış dünyayı bilebilir mi? Öznenin nesneyi bilmesinin sınırları var mıdır? Bu soruların cevabının verilebilmesinin iki yolu vardır. Bunlardan biri varlığa ait bilginin izini süren varlık bilim (ontoloji) diğeri ise bilginin kaynağını, doğruluğunu, sınırlarını, niteliğini ve özelliğini ele alan bilgi bilimdir (epistemoloji). Nesneye ait bilginin ontolojik ve epistemolojik açıklaması ile birlikte bilginin nasıl üretileceğine ilişkin cevabı ise yöntem bilimi (metodoloji) vermektedir.

Toplumun bilgisi nasıl açığa çıkartılır sorusuna metodoloji çerçevesinde üç temel yaklaşım mevcuttur. Bunlar pozitivist, yorumsayıcı ve eleştirel sosyal bilimdir. Pozitivist sosyal bilim katı, kesin kural ve işlemlere dayalı olup, olguların genelleştirilmesini içeren yaklaşım iki yüz yıldır kullanılırken, yorumsamacı sosyal bilim, sağduyu ve yorumlamalara dayalı yaklaşım yaklaşık yüz yüzyıldır ağırlıklı olarak kullanılmaktadır. Eleştirel sosyal bilim ise her iki yaklaşımı eleştirip, eleştirinin ötesine geçip gerçeklik boyutlarını açığa çıkartılmasıyla ilgilenmesi, hâkim anlayışın egemen olduğu bilgi dünyasının dışında tutulması, ne yazık ki çok daha az kullanılan bir yaklaşım olarak varlığını sürdürmektedir.8 

Öte yandan eleştirel sosyal bilim içinde Roy Bhaskar’ın başını çektiği “eleştirel gerçeklik” yaklaşımı eleştirel sosyal bilime yeni bir soluk getirmiştir. Bhaskar’ın “Gerçeği Geri Kazanmak” adlı eserinde “(a)çıklayıcı bir eleştiri ihtimali, insan bilimlerinin özgürleştirme potansiyelinin çekirdeğini oluşturur” ifadesi ile insanın özne olduğu, koşulları ve durumları değiştirme fenomenine sahip olduğu, aynı zamanda praksisi işaret eder.9 Bertel Ollman “eleştirel gerçeklik” yaklaşımını ele alarak, Marx’ın toplum bilimine ilişkin yönteminin güncelliğine dair değerlendirme yapar ve her iki ele alışın benzerliğine dikkat çekerek “diyalektik” çalışmanın, gerçekliğin kavrayışına en yakın olduğunu vurgular.10

Elinizdeki çalışma; hakim bilgi dünyası içinde tek doğru fenomeninin epistemik şiddetinin altında, gerçekliğin peşine düşen bilginin tüm boyutlarıyla “eleştirel ve diyalektik yöntemle” ortaya koyma çabasını içermektedir. Araştırmacının, araştırma nesnesi “Çalışma Hayatında Özyönetim Deneyimleri: Kazova Örneği” olup, nesnesine ait bilgiyi sadece ilişkisel olduğu toplumsal bütünün sadece bir parçası olarak değil, parçanın bütün ile kurduğu içsel ilişkilerin varlığının ontolojik olarak izini sürmektedir. Ayrıca araştırma nesnesine ait epistemolojik olarak bilginin kaynağını nerden nasıl öğrenildiğine ilişkin kavramsal, tarihsel ve mekânsal özellikler içsel ilişkiler kurarak bütünsel bir çerçevede incelenmektedir. Ontolojik ve epistemolojik çalışma ayrıca diyalektik çalışmayı da içerir. Diyalektik çalışma; somut ele alış, kapsamlı araştırmayla soyutlamak ve sonra yeniden düşüncede gerçeklik olarak somutlamaktır. Somut gerçeklik düzleminde Türkiye’de özyönetim deneyimi olan Kazova örneği ele alınarak, öncelikle parçanın “özyönetimin” bütünle ilişkisinin tarihsel kapitalist toplumsal gelişmenin içsel bağlantıların ortaya konulduğu “emek ve çalışma hayatının” içsel ilişkilerinin izi sürülmüştür. Bu izin sürülmesi soyutlamaya giden yoldur. Soyutlama için kavramsal, kuramsal, tarihsel, yapısal ve güncel olanın ampirik bilgi kaynaklarından yararlanmanın yanı sıra nesnenin (“Kazova özyönetim deneyimi”) kendisini derinlemesine ve yüz yüze çoklu nitel araştırma teknikleri kullanılarak elde edilen bulgulara dair bilgiler metodolojik olarak ortaya konulmuştur. Soyutlama sonrasında “Kazova özyönetim deneyimi” düşünsel süreçte somut gerçeklik düzeyleri açığa çıkartılmıştır. Bunlar benzerlikler ve farklılıklar, nitelik ve nicelik ilişkisi ve çelişkilerdir. Benzerlikler ve farklılığa ilişkin olarak yoksul halkın, sömürüsüz, eşit ve özgür bir yaşam anlayışının temelleri üzerinden gelişen öz-örgütlenmelerinin kapitalist toplumsal gelişmenin ekonomik, siyasal ve sosyal yapıyı doğrudan bozan direniş pratikleri olarak karşımıza çıkartılmaktadır.

Kazova fabrikasında örgütlenme, işgal ve özyönetime geçişte dışardan etki eden iki nicel ilişki yaşandığına tanıklık etmekteyiz. Bunlardan ilki toplumsal muhalefetin yükselişe geçtiği “Gezi Parkı Eylemleri” işçilerin işgal ve özyönetim pratiklerine geçişini tetiklerken, ikincisi Alpagut gibi tarihsel deneyimin örnek alınması üretimden gelen gücün kullanılmasına dair bilginin yaşayarak deneyimlenmesidir. Böylece mevcut koşullar ve tarihsel deneyimin işçilerin niteliğini dönüştürücü etkide bulunmuştur. Kazova işçilerinin özyönetime geçişiyle birlikte, sadece kapitalist üretim tarzına alternatif olacak bir üretim tarzı ve çalışma biçimi değil, gündelik kültürel yaşam alanı da dönüştürülmeye çalışıldığı gözler önüne serilmektedir.

Tüm bu süreçte çelişkili durumları da içinde barındırdığını görmekteyiz. Öz-örgütlenmenin, özyönetim deneyimi olan kooperatifin kurulmasının üzerinden çok geçmeden işçiler arasında bazı görüş ayrılıkları yaşanması ardından “Özgür Kazova Tekstil Kolektifi” ve “Diren Kazova Kooperatifi” olarak ikiye ayrıldığını görmekteyiz. Nicel olarak ayrışma olmuş ancak her iki kooperatifte benzer nitelikleri barındırmaktadır. Bunlar; kapitalist ve emek gücü arasındaki eşitsiz ilişkiyi ortadan kaldıran üretim araçlarının ortak mülkiyeti hayata geçirilirken, emekçilerin sadece birbirlerine hesap verilebilirliği üzerine kurulu üretim anlayışı sürdürülmektedir. Aynı zamanda her iki öz-örgütlenmede, demokratik yönetim anlayışının geliştirilme çabasının, örgütlenmenin ve dayanışmanın sürdürülebilirliği özyönetim fabrikalarının deneyim olmaktan çıkıp, kurumsal alternatif yapılara dönüşmüş ve devam etmekte olduğuna tanıklık etmekteyiz. Diğer yandan da kapitalist toplumsal gelişiminin hegemonik baskısı yerel, ulusal, bölgesel ve küresel alanda çetin rekabet koşullarının tahakkümü öz-örgütlenmelerin kapitalist üretim ilişkilerinin mantığı ile hareket edip sınıf bilincinden uzaklaşabilme tehlikesinin hissedildiği gözlemlenmiştir.

Bununla birlikte hem güçlü örgütlenmeler oldukça hem de paylaşma, ortaklaşma ve dayanışmanın yerelden, ulusal ve uluslararası alanda güçlü ilişkiler kuruldukça, emeği ve doğayı soğuran kapitalist üretim ilişkileri yerine, insanın, doğanın, toplumun öz-ihtiyaçlarını karşılama niteliğine sahip üretim ilişkilerinin geçebileceğini de görmekteyiz. Tüm bu bilgiler, kapitalist üretim örgütlenmesine alternatif olan öz-örgütlenmeler için hayati öneme sahiptir. Gerçeklik ayrıntılarda gizlidir ve çalışmayı okudukça daha özel ve daha çarpıcı bilgileri keşfetme deneyimi sunmaktadır.

Elinizdeki çalışma Erhan Acar’ın bilimsel bilginin üretiminin ilk basamağı olan yüksek lisans çalışmasıdır. 2014-2017 döneminde danışmanı olduğum tez çalışması üç yılda tamamlanabildi. Bu süreçte memlekette hem bireysel hem de toplumsal açıdan ekonomik, politik, sosyal travmaların yaşandığı dönemdi. Eşitsiz güç ilişkilerinin hâkim olduğu toplumsal yapıda eleştirel yaklaşımla toplumsal bilginin açığa çıkarılması olağanüstü öz-güveni ve cesareti zorunlu kılar. Ayrıca bilginin inşası, sunumu ve yazımı ise tek kişilik bir süreçtir. Tek kişi olarak sürecin aşılması oldukça zor ve meşakkatlidir. Marx “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı”nın Önsözünde Dante’nin İlahi Komedyasından alıntılayarak bilimin meşakkatli yolunu çok güzel ifade etmiştir: “... bilimin eşiğinde, cehennemin giriş kapısında olduğu gibi, şu kurala uymak zorunludur: ‘Burada bütün kuşkular kovulsun/ Ve burada her türlü korku kaybolsun’.”

Toplumsal ve bireysel ters yüz oluşlara mesafe koymak, özgürce araştırmak, tartışmak için dayanışmanın ve paylaşmanın özgür mekanlarına ihtiyaç vardır. Sosyal Araştırma Vakfı her fırsatta araştırmacılara kendi özgür mekanını açarak bir arada öğrenmenin, dayanışmanın, paylaşmanın ve yaratmanın imkanını sunarak öz-güveni ve cesareti daha güçlü tutarak gerçekliklerin ortaya çıkarılmasında ayna işlevini üstlenmektedir. Acar’ın çalışması da üyesi olmaktan büyük kıvanç duyduğum SAV’ın özgür mekânında gerçekliklerin açığa çıkartıldığı ürünlerinin bir parçasıdır. Ayrıca çalışmanın kitaplaşmasına verdiği emekten dolayı Serap Korkusuz’a ve toplumun tüm kesimlerine ulaşmasına olanak sağlayan Sosyal Araştırmalar Vakfı’na sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

“Umut yeşerdikçe köklerin,

Her biri bir yerde canlanır demektir...

Nefes aldıkça

Doğru bildiğimizi,

Söze döküp, eyledikçe

Hiç vazgeçmeyeceğiz...

Ayna olup gerçekliği göstermekten.”

NBG/Nisan 2017

Kadıköy/Kasım 2018

1  Nurdan Gürbilek, Sessizin Payı, İstanbul: Metis Yayınları, 2015, s. 14.

2  Orhan Hançerlioğlu, Düşünce Tarihi, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1993, s. 400.

3  Hançerlioğlu, s. 400-401.

4  Mübeccel B. Kıray, Toplumsal Yapı-Toplumsal Değişim, İstanbul: Bağlam Yayınları, 2000, s. 54.

5  Kıray, s. 22

6 Denis Diderot, Görenler Yararına-Körler Hakkında Mektup, Çev. Adnan Cemgil, İstanbul: Sosyal Yayınlar, 1984.

7 Karl Marx, Ücret, Fiyat, Kâr, Çev. Alaattin Bilgin, İstanbul: Evrensel Basım, 2006, s. 48.

8  W. Lawrance Neuman, Toplumsal Araştırma Yöntemleri, 1. Cilt, Çev. Sedef Özge, 5. Baskı, İstanbul: Yayın Odası, 2014, s. 119-120.

9  Roy Bhaskar, Gerçekliği Geri Kazanmak, Çev. Beyza Sümer Aydaş, İstanbul: Note Bene Yayınları, 2015, s. 161.

10  Bertel Ollman, Diyalektiğin -Marx’ın Yönteminde Adımlar- Dansı, Çev. Cenk Saraçoğlu, İstanbul: Yordam Kitap 2006, s. 222-225

Metin Yeğin

İşgal et, diren ve üret...

Arjantin, Uruguay, Brezilya, Venezuela, Bolivya ya da Galler’deki işgal fabrikaları, işgal madenleri, işgal okulları, işgal klinikleri ya da otellerinde yani aklınıza ne gelirse, bütün işçi denetimindeki yerlerde benzer bir soruyu, hep soruyordum; “Patronsuz çalışmak mümkün mü?” Bu sorunun cevaplarından en sevdiğimse Arjantin’de bir işgal matbaasında çalışan 26 yaşında bir genç kadındı; “Bu soru bana garip geliyor. Ben bu yaşıma kadar hep işgal fabrikalarında çalıştım. Bence patronla çalışmak mümkün değil. Neden patronla çalışılsın ki!”

İşgal fabrikaları, işçi denetimindeki fabrikalar sadece ekonomik olarak aradan patronu, parazitleri dışarı süpürmekle kalmaz yeni bir kültürü yaratır, aslında yanı başımızda olan çözümün, üstünü örten hegemonyanın duvarlarını parçalar. Bu yüzden basit ama çok güçlüdür bu cevap. Aynı zamanda, birçok işçi denetimindeki fabrikada, sadece işçiler değil onların eşleri ve çocuklarının da, onların da hayatlarını doğrudan etkiliyor diye kararlara katılma hakkı vardır. Bu yüzden, “Patronsuz” olmayı aklımızın ucuna bile getirmemizin delilik diye düşünüldüğü bir sistem içerisinde, “Patronsuz” işçi denetiminde bir fabrika örneği, bir direnişi, “Kazova’yı merkezine alarak” “Başka” olanın anlatıldığı bu kitap, doğrudan bu hegemonyanın yıkıcı yanlarından biri halini de almaktadır.

Deneyimlerin başkalarına aktarılması, işçi mücadelesi gibi, resmi tarihin doğrudan yok saydığı, hele her şeyin saniyeler içinde uçuşarak değerini yitirdiği bu günlerde, bu yüzden daha da önemlidir.

Her şeyi bir yana bırakın, Kazova örneğinde bile, direnişin içindeki işçilerin, Alpagut, Yeni Çeltek ve Latin Amerika örneklerinden ne kadar etkilenerek direnişin yönünü “Özyönetim’e” doğru evirmeleri bile, bu deneyim aktarımının önemini doğrudan gösterir.

Gezi isyanı, derinden bir kasırga etkisiyle egemenleri, uzak diyarlara kablolu televizyon seyretmeye gönderirken, aynı zamanda toplumsa hegemonyanın içinde küçük ama cüretli oyuklar açabilecek, artçı dalgalarda yarattı. İşte onlardan biri, Kazova deneyimi, bu yüzden peş peşe batan ve daha da batacak olan fabrikaların işçileri için, toplumsal dönüşümün özneleri olacaklar için bir kılavuz niteliğinde. Sadece bu deneyimin değil, bunu aktarabilmenin de küçük parçası olmak insana onur veriyor.

Ve Kazova defilesinde yakın geleceğin, yani bu günlerin modasını söylediğimiz gibi; İşgal et, Diren ve Üret...

Barcelona, 2018

Künye

SAV Sosyal Araştırmalar Vakfı

ISBN 978-605-9816-12-0

Sosyal Araştırmalar Vakfı 63

Çalışma Hayatında Özyönetim Deneyimleri:

Kazova Örneği

Erhan Acar

Birinci Basım Ocak 2019

Yayına Hazırlayan

Serap Korkusuz

Kapak Tasarımı

İlknur Kavlak

Baskı Öncesi Hazırlık

Ülkü Gündoğdu

Baskı ve Cilt

Dijital Düşler Basım San. A.Ş.

Nato Cad. Çınarlı Sk. No: 17 Seyrantepe-Kağıthane/İstanbul

Tel: 0 212 279 64 44

Sosyal Araştırmalar Vakfı

İktisadi İşletmesi

Osmanağa Mah. General Asım Gündüz Cad. No: 35/14

Kadıköy/İstanbul

Tel: 0 216 345 69 39

Web: www.sav.org.tr

e-mail: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.