Almanak 2005 Analizleri

Almanak_2005

Bu yılki çalışmamızda özelleştirme ve emek dünyası ağırlıklı olarak yer almıştır. Özelleştirme, kapitalizmin krizi ekseninde, uluslararası sermayenin işçi sınıfına devlet aracılığıyla saldırısının bir biçimi olarak ifade edilebilir. Bununla sınıfın mevcut örgütlenme düzeyinin dağıtılması ve kazanımlarının ortadan kaldırılması hedeflenmektedir.
Satış fiyatı 35,00 TL
Taban fiyat50,00 TL
İndirim-15,00 TL
Vergi tutarı
Standart fiyat:


Kargo için kargo ile 11,00 TL

Preloader

SUNUŞ

Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV) olarak 2001 yılında başlattığımız ALMANAK projesinin bu sene beşinci yılındayız. Bu yıl zaman dizin çalışmamızı CD olarak basacağız. Bu CD içinde 2004 ve 2005 zaman dizinleri yer alacaktır. Ayrıca, zaman dizinleri ve yıllık makaleleri www.almanak.net adresinde de bulabilirsiniz.
2005, hak ve özgürlük kayıplarının yaşandığı bir yıldır. Bunun tersine bir gelişmeyi de ancak Latin Amerika’da görmek mümkün olabiliyor.

Bu yılki çalışmamızda özelleştirme ve emek dünyası ağırlıklı olarak yer almıştır. Özelleştirme, kapitalizmin krizi ekseninde, uluslararası sermayenin işçi sınıfına devlet aracılığıyla saldırısının bir biçimi olarak ifade edilebilir. Bununla sınıfın mevcut örgütlenme düzeyinin dağıtılması ve kazanımlarının ortadan kaldırılması hedeflenmektedir.

Özelleştirilmek istenen sektörlerden bazıları “stratejik” olarak nitelenmektedir. Hangi sektörün stratejik olduğuna kim karar verecektir? Toplumun büyük kısmının “açlık sınırının” altında olduğu bir ülkede temel gıda üreten kamu iktisadi işletmelerinin stratejik olup olmadığına kim karar verecektir?

Diğer yandan, yakın zamana kadar, hemen tamamen kamu hizmeti olarak ifa edilen, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik alanlarında kamu üretimi ve hizmetinin sınırlanması ile bu alanlar hızla meta üreten sektörler haline dönüştürülüyor.

Bütün dünyada, özelleştirme, iş güvencesinin gevşetilmesi, emeklilik, sağlık ve eğitim haklarının ortadan kaldırılmasına yönelik düzenlemeler paralel bir seyir izlemiştir.

Sermayenin ve devletinin hegemonyasından bağımsız, birleşik bir işçi hareketinin yaratılmadığı bir ortamda, laiklik-irtica üzerinden yapılan siyaset ve devletin Kürt sorununun çözümünde adım atmaması işçi sınıfını bölmüştür. Milliyetçiliğin yükselişi, sınıfın bölünmesini hızlandırmaktadır.

Özelleştirmeye karşı mücadele genellikle tek bir fabrikanın sınırlarını aşamamaktadır; hatta bir kuruluşun farklı illerdeki fabrikaları arasında ortak bir mücadele hattı dahi örülememektedir. Pratikteki sorun, fabrika (veya işyeri) düzeyindeki mücadelelerin birleştirilmesidir.

Bütün bunlar hızla hak kayıplarına sebep olmaktadır. Özgürlük kayıplarına bakarsak da karşımıza özellikle Terörle Mücadele Yasası çıkıyor.

ABD, 11 Eylül saldırısının ardından, “Yurtseverlik Yasası” adını verdiği “terörle mücadele” yasası çıkardı. 26 Ekim 2001 tarihli yasaya göre, şüphelilerin evlerine onların bilgisi dışında girip arama yapma, haberleşmesini kontrol etme (telefonlarını dinleme, mektuplarını okuma, e-postalarını izleme vb.) mümkün olabilecektir. ABD’de “terör sanıklarına” işkence yapılabileceğine dair yasa çıkarılması, hukuk profesörleri tarafından tartışıldı. Burjuvazinin sözcüleri medyada her fırsatta şunu işliyorlar: “İşkence iyi bir şey değildir. Ama terör daha da kötüdür. Bazı durumlarda işkence, terörden daha az kötüdür.”

ABD ve pek çok Avrupa ülkesinde kimlik kartı taşımak, sokakların kameralarla gözetlenmesi, uydudan gözetleme gibi yöntemlere başvurulmaya başlanmıştır.

Türkiye’de gündeme gelen “Terörle Mücadele” yasaları; ABD ve AB’dekilerle benzerdir. Burjuvazi, yeni dünya düzeninde “Terörle Mücadele” yasalarını dünyanın her yerine yaymak amacındadır.

ABD’de hal böyle iken Türkiye’de de AKP ve Adalet Bakanı, bütün yargı sistemini “DGM yargısı sistemi”ne dönüştürüyor. Sıkıyönetim’e dönüştürüyor. 12 Eylül hukuku, genel hukuk sistemi oluyor. Hatta 12 Eylül hukukundan bile geri gidildiği söylenebilir. Yani, bu yasa ile yine, eskisi gibi, çok sayıda gazeteci cezaevlerine girecektir. Suç kapsamı genişletiliyor ve ceza miktarı arttırılıyor

Yeni tasarı ile polis, “sıkıntılarından kurtarılıyor”! Gözaltına alınanın sadece bir yakınına (muhtemelen bulunamayan, ulaşılamayan) yakınına haber veriliyor. Böylece, şüphelinin yakınları ve avukatlarının müdahil olmasını önleyerek, polisin işini (yasak sorgu yöntemlerini uygulamasını) kolaylaştırıyor. Sadece, bir avukatın hukuki yardımda bulunmasına izin veriliyor. Şüphelinin avukatı (avukatlarını diyemiyoruz, çünkü bir avukatla sınırlanıyor), soruşturma dosyasını savcının önerisi ve hakimin kararı ile inceleyebiliyor ve belge almaktan men edilebiliyor. Şüphelinin avukat yardımından yararlanması adım adım ortadan kaldırılıyor.

Bu kadarla da yetinilmiyor. Eğer, şüphelinin avukatının, terör örgütü ile haberleşme konusunda yardımcı olduğundan şüpheleniliyorsa, şüpheli ile avukatının görüşmesini dinlemek üzere bir görevli tayin ediliyor, şüphelinin ve avukatının birbirlerine verdikleri belgeler inceleniyor. Şüphelenmenin bir kriteri olmadığına göre, pekala polisle işbirliği yapmayan bütün avukatlardan şüphelenilebilir!

Tasarı ile 12 Mart Cuntası’ndan bu yana tartışılan “muhbirlik” işi (!) de bir çözüme kavuşuyor. Türkiye tarihinde ilk kez muhbirlere para ödülü veriliyor. Bunlar, kısıtlanan özgürlüklerimize birkaç örnek. Bu somut durum, insan olan herkese sorumluluklar yüklüyor.

Diğer yandan ABD politikaları ve Ortadoğu’ya bakacak olursak: ABD, küresel enerji güvenliği için Ortadoğu coğrafyasını genişletmek, haritasını değiştirmek, bu coğrafyada yer alan yirmi iki ülkeyi, bu amaca yetecek gücü olmasa da biçimlendirmeyi hedefliyor.

ABD Ortadoğu’da kalıcı bir egemenlik tesis etmeyi, kendi varlığını sürdürmekle eşdeğer görmektedir. ABD’nin amacı; Irak’tan başlayarak Ortadoğu’yu şekillendirmek ve Körfez bölgesine egemen olmaktır.

ABD, petrole alternatif enerji kaynaklarını sağlamadıkça, Ortadoğu’dan çekilemez.

ABD Irak’tan çıkamaz, İran’daki rejimle de ebediyen yaşayamaz. Bölge, gelecek on yıl, dünyanın en krizli yeni “kıyamet bölgesi” olacaktır...

---

2005 ALMANAK ANALİZLERİ, altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Özelleştirme- Emek Hareketi-Küreselleşme konularında analizler bulunmaktadır. Bu bölümde yer alan yazarlarımız: Erkan Aydoğanoğlu, Atilla Özsever, Sabrina Kayıkçı, İsmail Sağdıç, Levent Dokuyucu, Ali Erhan Bilgin, Yüksel Akkaya, Aziz Çelik, Zafer Aydın, Gaye Yılmaz, Nuray Sancar, Aslıhan Aykaç ve Sibel Özbudun.

İkinci bölüm, Ekonomi-Bankacılık-Tarım analizlerini içeriyor. Bu bölümün yazarları Gülten Kazgan, Berna Güler Müftüoğlu, Öztin Akgüç, Ahmet Atalık ve Bülent Falakaoğlu.

Üçüncü bölüm, Ortadoğu-Türkiye analizlerinden oluşuyor. Yazarları Temel Demirer, Semih Hiçyılmaz, İhsan Çaralan Sezai Sarıoğlu, Yasemin Özgün Çakar, Atilla Göktürk, Kamil Tekin Sürek, Aydın Cıngı ve Nevzat Onaran.

Dördüncü bölümü, Çevre-Kentleşme konusuna ayırdık. Yazarları Melda Keskin ve Murat Kayıkçı.

Beşinci bölüm, Kültür-Sanat-Etkinlikler başlıklı bölüm. Yazarları Cengiz Gündoğdu, Sennur Sezer, Ebru Moçoş, Adnan Özyalçıner, TÜSAM, Serpil Özaloğlu ve Gülsüm Cengiz.

Altıncı bölüm, Partiler’e ayrıldı. DTP, EMEP, ÖDP, TKP.

---

Bildiniz gibi ALMANAK kollektif bir çalışmanın ürünüdür. Bireyselleşmenin, tekleşmenin prim yaptığı bir dönemde böyle bir çalışmayı sürdürebilmek ciddi bir destekle mümkün olabilmektedir. Bu nedenle bize desteklerini esirgemeyen akademisyenlere, araştırmacılara, yazarlara, meslek örgütlerine, sendikalara, partilere ve emeği geçen herkese Sosyal Araştırmalar Vakfı olarak teşekkür ederiz.

Sosyal Araştırmalar Vakfı

Yönetim Kurulu