Emeğin Kitabı

emegin_kitabi

Satış fiyatı 35,00 TL
Taban fiyat50,00 TL
İndirim-15,00 TL
Vergi tutarı
Standart fiyat:


Kargo için kargo ile 11,00 TL

Preloader

İÇİNDEKİLER

Kuran da Kurtaran da Emekçi İnsanlardır 9

I. Bölüm: Emeğin Kavramsal İnşası
Emek Değer Teorisi
Diane Elson 15
Marx’ın Emek Kavramının Bugün Yürütülen Tartışmalar İçin Önemi Üzerine
Doğan Göçmen 61
İktisadi Düşüncede Emek ve Değer
Özgür Öztürk 91
Adam Smith’te ve Karl Marx’ta Cinsiyete Dayalı İşbölümü
Melda Yaman 109
İşi Düzenleyen Hukuk: Bir İlişkinin Anatomisi
Ali Murat Özdemir 127

II. Bölüm: Emeğe Tarihsel Bakış
15-16 Haziran’dan Gezi’ye Tarihsel Bir Tanıklıkta Emek, Sınıf, Gençlik:
Alpay Biber ile Söyleşi 161
Tarihin Sınıfsal Kavranışı: Erken Cumhuriyet Dönemine Yeni Bir Bakış
Cihan Aydın 176
İşçiler Yönetimde: 1969 Alpagut Linyit İşletmesi İşgali
Nail Dertli 196
Tütünde Emek Süreci: Tarlalardan Fabrikalara
Melda Yaman ve Nuray E. Keskin 217
Türkiye’de İşsizlik Sigortasının Sermayenin Emekten Kaçınma Mekanizması Olarak İncelenmesi
Ferhat Akyüz 239
İstanbul’da Çalışmak ve Yoksulluk: Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerine Bir Değerlendirme
Başak Ergüder 256
“Gül" ve "Su"yun Mahallinde Politik Emek ve Mekanın Toplumsal Üretimi
Şükrü Aslan 274
Güvencesiz Zamanların İşçi Sınıfında Açtığı Yaralar
Eser Sandıkçı 283
Sakatlık Olgusunda Hayırseverlik: Tarih Sil Baştan mı?
Mağdule Demircioğlu 294
İşsizlikle Birlikte Büyüyen Yoksul Yardımları: Türkiye’de Muhafazakâr Liberalizm ve Paternalizm
Aytül Fırat 312

III. Bölüm: Emeğin Güncel Hali
Üretimin Coğrafyası Değişirken, Tedarikçi Ağlarında Tutsak Kalan Emek: Gebze Bölgesi Örneği
Serkan Öngel 337
Anadolu Kaplanları Veyahut İslami Burjuvazi Tartışmalarına Bir Katkı: Kayseri’den İşçi Hikayeleri
İbrahim Gündoğdu 356
Türkiye’de İşçilerin Finansal Sisteme İçerilmesi Üzerine Birkaç Not
Elif Karaçimen 370
Tuzla Tersaneler Bölgesinde Örülen ve Üstü Örtülen Sınıfsallıklar
Nevra Akdemir ve Aslı Odman 380
Kürt Coğrafyası’nda Kapitalizm: Batman Örneği ve Teşvik Sistemi Üzerinden Değerlendirme
Azize Aslan 419
Emeğin Fiziksel ve Toplumsal Görünmezliğinden Bir Kesit: Kadın Emeğinin Dersim’de Enformel Konumlanışı
Mehtap Tosun 432
Türkiye İşgücü Piyasalarında Etnik Bir Ayırımcılık Üzerine Sınırlı bir Araştırma.
Kuvvet Lordoğlu ve Mustafa Aslan 448
Türkiye’de Yeni Endüstriyel İstihdam ve Kadın İşçiler
Saniye Dedeoğlu 466
‘Emek’çiden ‘Emek’liye: Bir Hak mı? Yoksa Emeğin Yarattığı Zenginliklerden Koparılışı mı?
Gaye Yılmaz 479
Kırda Çözülme ve Yerel Bir Örnek Bolu
Bahadır Aydın 494
Ataerkillik ve Çalışma İlişkileri Kıskacında Mevsimlik Tarım İşçisi Kadınlar
Sidar Çınar 506
Türkiye’de Çay Üretiminde Dönüşüm: Farklar/Aynılıklar
Fatma Genç 516
Sağlık Hizmetlerinin Metalaşması ve Sağlık Emek Gücü
Mehmet Zencir 533
Esnek Üretim Hemşire Emeği İçin Bir Tuzak mı, Bir Fırsat mı?
Özlem Özkan 556
Bilim Üreten Zihinsel Emeğin Dönüşümü ve Kendiyle Yüzleşmesi: Üniversitelerde Dönüşüm ve Bilim Üretimi
Özgür Narin 574
İşçileşen Mühendislerin Bir Fotoğrafı
Elif Aksu Kaya 590
Nesne ile Meta Arasında Sanat
Begüm Kösemen 604
“Muktedirin” Tarlabaşı Tahayyülü:
“Champs-Elysées” Neoliberal Dönemde Kent Mekânını
ve Toplumsal Sınıfları Sokak Toplayıcılığı Üzerinden Düşünmek
Hande Gülen 616
Kentsel Emeğin Üretiminde Ötekiler: İzmit Çingeneleri Örneği
Örgen Uğurlu 633
“Ax û Av Kolektifi”-”Viranşehir Komünü”ne Dair: Seyirlik Değil “Komün”lük Olsun
Özge Kantarcı 650

ÖNSÖZ

Kuran da Kurtaran da Emekçi İnsanlardır


Benim kâbem emektir
Kuran da kurtaran da
Emekçi insanlardır.

Kuran olduğundan kurtaranın da emek olduğunu söyleyenler için Emeğin Kitabı baş-lıklı bir derleme hazırladık. Yaşadığımız topraklarda emeğe ilişkin -zaman içinde azalsa da- süreklilik arz eden politik duyarlılığın olduğunu söyleyebiliriz; ancak eme-ğe ilişkin kuramsal analizi güncel olanla birleştiren ve her iki düzlemi tarihsel açıdan ele alan çalışma neredeyse yok denecek kadar az. Emekçi, tarihin her döneminde kurandır, ama tarihin neredeyse her döneminde egemen toplumsal ilişkilerce baskı altına alınmıştır. Kuranın öyküsü hep egemenin gözünden ve denetiminde anlatıl-mıştır. Öykü, kapitalist-sanayileşme sürecinde daha bir fetişistik hâl aldığı için kura-nın, yani emekçilerin, analizi daha bir zorlaşmıştır. Kapitalist-sanayileşme sürecinde emek yetisi emekçinin kendi özgür iradesi ile bir değer (ücret) karşılığı çekilip alındı-ğından, alanın da satanın da razı olduğu bir ilişkiden söz ediyoruz demektir. O halde, kapitalist-sanayileşmeyi kuran, üretim sürecini başlatanlar sermayedarlar ile emekçi-ler midir?

Muazzam meta birikimine dayalı kapitalist-sanayileşmenin fetişistik karakteri tam da burada başlıyor. Bu toplumların maddi toplumsal yeniden üretiminin kaynağı nedir? İleriki sayfalarda da gösterileceği gibi kapitalist-sanayileşmede zenginliğin kaynağı karşılığı ödenmemiş emek zamanıdır. Karşılığı ödenmemiş emek zaman emek gü-cünün üretim sürecinde yarattığı değer ile aldığı ücret arasındaki farka karşılık geli-yor ki, bu ilişkiyi gösterebilmek kavramsal bir dizi düzenekle hareket etmeyi gerekli kılıyor. Sermaye birikim süreci emek-gücünü satma dışında hayatta kalma olanağı olmayanları işçi-ücretli olarak kodluyor. İşçi-ücretlilik hâli binlerce yıl süren tarım top-lumlarının yerini kapitalist-sanayileşmenin aldığı muazzam bir toplumsal dönüşümü ifade ediyor. Bu muazzam dönüşümün yaratıcısı emek olduğundan, öykü esas eme-ğin öyküsüne dönüşüyor. Anlatılan onların öyküsüdür. Ancak, kapitalist-sanayileşme denen sırça köşk inşa edildikçe, emek öyküde giderek görünmez oluyor yahut gö-rünmez kılınıyor. İki “kahraman” öne çıkıyor: sermaye ve devlet. Sırça köşkün ege-menleri olarak sermaye ve devlet ve sırça köşkün devamlılığı için sermaye ve dev-lete hizmet eden sosyal bilimciler.

Öykünün bu topraklarda anlatımı bir başka güçlüğü daha ortaya çıkarıyor. O da, bu coğrafyada kapitalizmin inşasının “gecikmeyle” başlamış olması: İlk kurulan sırça köşklere referansla “gecikerek” ve onlarla etkileşimle inşa edilen bir sırça köşkten söz ediyoruz. İkisi arasındaki farklılığı işaret etmek için erken kapitalistleş-miş-sanayileşmiş toplumlar/geç kapitalistleşmiş-sanayileşmiş toplumlar ayrımını yap-tık. Bu ayrım bizim için önemli. Ne var ki, çoğu analizde bizdeki sırça-köşkün “çarpık” olduğuna, yani kapitalistleşme-sanayileşmenin olmadığına vurgu yapılmakta. Oysa her ne kadar geç kapitalistleşme ile ifade edilse de bu toplumun kurucu unsuru da karşılığı ödenmemiş emek zamanı. Ama bu toplumsal yapı, sürece geç başlamanın kendine özgülüklerini içeriyor. En önemli kendine özgülük ise emek ile emek-gücü ayrışmasında devletin çok daha belirleyici bir dizi işlev üstlenmesi. Devlet/ toplum karşıtlığında temellenen liberal yaklaşımlarda ise bu dile getirilmiyor. Kapitalist-sanayileşme başından itibaren dünya ölçeğinde bir oluşum ve üstelik ulus-devlet biçiminde gerçekleşiyor. Bu nedenle, dünya ölçeğinde kapitalist değer ilişkisinin etkinliğinin artması ile geç-kapitalist sanayileşmiş toplumlardaki geç ulus devlet inşası arasındaki bağlantıların analiz edilmesi gerekiyor. Bu yapılmazsa tipik merkez-çevre ikiliğine dayanan bir sorunlu çerçeveye sıkışıp kalınır.

Geç ulus-devlet, devletin yeniden üretim zorunluluğu ile hareket ettiği ölçüde dünya ölçeğinde işleyen kapitalist işleyişe eklemlenmek zorunda kalıyor. Bu zorunluluk her köşede bir milyoner (kapitalist) yaratılması anlamında devletin doğrudan müdahale-sini içeriyor. Bu basit analiz bile emeğin kitabını yazarken geç kapitalist-sanayileşme ve ulus devlet formasyonu arasındaki iç bağlantıların kurulmasının zorunluluğunu ortaya koyuyor. Ne var ki, kuramın tarihsel ve güncel analizlere taşındığı durumda da bir eksiklik açığa çıkıyor: geç kapitalist toplumsal formasyonlarda emeğin kendine özgü konumlarının analizlere dahil edilmemesi. Türkiye gerçeğinde kapitalizmin egemenliği altına girmiş geçimlik tarım üretimi ile esnaf ve zanaatkârlık niceliksel bakımdan hâlâ önemli ve kapitalist-sanayileşmenin dinamikleri ile hayli farklı biçim-lerde eklemleniyor. Bu eklemlenme ilişkisi, emek-sermaye arasında yapıla gelen genelleştirilmiş analizlere pek olanak vermiyor. Dönüşüm ve değişim halindeki süre-cin analizi yani Emeğin Kitabı’nı yazmak bu yüzden hayli zor. Zor çünkü kapita-list-sanayileşmenin işleyişi içinde emek-ile emek-gücünün birbirinden ayrıştırılarak metalaşması, metalaşma sürecinin her geçen gün giderek yoğunlaşması, nicelleş-tirme zorunluluğunu daha da dayatırken, somut emek ile soyut emek arasındaki far-kın giderek belirginleşmesi de emek piyasası yahut ‘ücret’ formu gibi fetişist bir dilin yaratılmasına neden oluyor. Bu türden analizler, canlı-kanlı erkek ve kadın emekçile-ri, Türk ve Kürt etnik/göçmen emekçileri, kırdan gelen emekçileri, eğitimli eğitimsiz emekçileri, kayıtlı-kayıtsız çalışmayı, mevsimlik işi de görünmez kılıyor.

O halde emeğin analizi genelleştirmiş kavramlardan uzaklaşarak, kendi içinde önemli farklılıklar içeren alan çalışmalarına, tamamen mikro alanın bilgisine mi yönelmeli? Son dönemde bu tarz analizlerin yoğunlaştığını biliyoruz. Bu çalışmaları önemli bul-duğumuzu söylemeliyiz; ancak, alanın bilgisini mutlaklaştırıp, kapita-list-sanayileşmenin işleyişiyle bağını kopararak analiz yapıldığında da önemli bir bo-yut eksik kalacaktır.

Sıraladığımız tüm bu öğeler, elinizdeki kitabı hazırlamamıza neden olan zorunluluğu açığa çıkarıyor. İç bağlantıları kuracak köprüler inşa etmek. Emeğin öyküsü bu an-lamda emek istiyor.

Bu öykü kolektif bir çalışmayı içeriyor. Uzun zamandır bir arada durarak, eleştirel mesafe ile anti-kapitalist bir teorinin olanaklarını üretmeyi amaçlayan Küçükkuyu Grubu’nun Bolu’da gerçekleştirdiği bir toplantıda bu tarz bir çalışmanın gerekliliği dile getirilmişti. Daha sonra Gönen buluşmasında bir derleme kitabı oluşturma kararı alındı. Bu kararın yarattığı coşkuyla derleyicilerle yazarlar 2012 yılında İstanbul’da tüm gün süren bir toplantıda buluştu. Bu buluşmaya emek ve sol tarihi üzerine söy-leştiğimiz Alpay Biber ağabey, kitabımızı yayına hazırlayan SAV’dan Serap (Kurt), Küçükkuyu grubundan hocalarımız ve arkadaşlarımız da katıldı. Aradan geçen dö-nemde yazılar tamamlandı, derleyiciler tarafından okundu, tartışıldı. Kolektif çalışma gereği metinler birkaç defa yazarlarına yollanarak gözden geçirildi.

Bu çalışma üç düzlem üzerinde biçimlendi. Emeğin kitabı, kavramsal, tarihsel ve gerçekliğe dokunacak güncel çalışmalardan oluşan bir derleme. Gönül isterdi ki bu üç düzey gerçek anlamda içsel bağlantıları kuran ortak bir çalışmanın ürünü olsun. Yine de derlememiz bu tarz içsel bağlantıları ipuçlarını taşıyan metinleri bir araya topluyor; okura da kitabın başlığına uygunlukla emek harcayarak bu üç boyut ara-sındaki içsel bağlantıları kurmak düşüyor.

Bu üç boyut arasında içsel bağlantıların kurulması basitçe bir bilme halini işaret et-mekle kalmıyor, okura kendi emek süreci hakkında da hatırlatmada bulunuyor: Tıpkı Sabahattin Ali’nin öyküsünde sözünü ettiği üzere, kendi bedenleri ve enerjileri ile inşa edilen köşklerin sırça köşkler olduğunu; kendi emekleri olmadığında köşklerin tuz-buz olacağını da gösteriyor.

Ankara Tekel eylemliliğinden tüm Anadolu’ya yayılan Gezi isyanı bize köşklerin(in) sırça olduğunu gösterdi. Düşünce düzeyinde de Gezi İsyanı benzeri eylemliliklere ihtiyaç var. Kuranların kurtaran olması için mevcut egemen düşünsel inşaya karşı, gerçekliğin düşüncede yeniden inşası da gerekli. Köşklerin temel harcının karşılığı ödenmemiş emek olduğunun, bu emeğin sadece fabrika, atölye ve bürolarla sınırlı kalmayıp, birikmiş sermaye olarak haramilerin yaşamının tüm biçimlerine sıza-cak/saldıracak kötü bir enerjiye dönüştüğünün gösterilmesi de gerekiyor. Üç beş ağaç üzerine AVM inşası tam da bu kötü enerjinin nasıl yayılmacı bir biçim aldığını ortaya koydu. Karşılığı ödenmemiş emek zamanı sadece köşkler üretmiyor, ama tüm yaşamı yok edecek biçimler alıyor. Kuranların kendi elleri ile inşa ettikleri sırça köşkleri yıkmak için sadece kendilerinin değil tüm -beyaz, mavi, kırmızı yakalı- ücretlilerin, biyolojik toplumsal yeniden üretiminde yer alan ve bu anlamda çifte sömürüye maruz kalan kadınların, kapitalist-ulus devletin egemenliği altındaki Kürtlerin, yaşam ortamının tahribine karşı seslerini yükselten ekolojistlerin de yanı başında yer alacaklarını ısrarla vurgulamak gerekiyor. Karşılığı ödenmemiş emek zamanın üreticileri kapitalist işin egemenliğini belirgin kıldıkça, kapitalist iş tüm toplumsal yaşam üzerinde egemenliğini artırıyor. Kapitalist işin toplumsallaşarak sermayenin değerlenmesine karşı atılacak her adım kapitalist yıkım makinesinin yıkımı için anlamlıdır/önemlidir. Elinizdeki çalışmanın bu anlam ve önem içinde minnacık bir katkısı varsa ne mutlu bize.

“Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuz buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter.”