Üye Giriş






almanak_tum

Kriz ve Maliye Düşüncesinde Değişim İzzettin Önder'e Armağan

Kriz ve Maliye Düşüncesinde Değişim İzzettin Önder'e Armağan

30.00TL
20.00TL
Indirim Tutarı: 10.00TL
ÖNSÖZLER

Ahmet Haşim KÖSE

HOCAMIZ İZZETTİN ÖNDER

Ahmet Haşim Köse

Hiç sınıfında öğrencisi olmadığınız birini gerçekten hocanız olarak gördüğünüz, hissetiğiniz oldu mu? Bir düşünce alanını meslekleştiren, zaten hep var olan ve bu nedenle olmasa da olan, o hep aynı “ders” kitaplarını yazan “hocalardan” söz etmiyorum elbet. Kendi mesleğini sahici bir düşünde sürecinin parçası haline getiren, düşüncesini yaşam kılan gerçek hocalardan yanadır merağım. İzzettin Önder hiç kuşkusuz artık nesli giderek azalan o gerçek hocalardandır işte. Meslek üretmek için değil, toplumun bilgisini üretmek için var olanlardandır hocamız.

Sosyal bilimler toplumun düşünce geleneklerine yalnızca yazılı metinler olarak kazınmaz. Onların yaşayan taşıyıcıları vardır. Yazdıklarıyla olduğu kadar ve belki de daha çok yaşam pratikleriyle, duruşlarıyla, düşündüklerine canlılık katan gerçek düşünce insanıdırlar onlar. İzzettin Önder işte onlardandır. Kürsüsünün ve cüppesinin arkasına, dokunulmazlık zırhıyla saklananlardan değil, açık ve berrak olanlardan.   

Ya da tanıdıkça varlığından duyduğunuz hazın arttığı kaç insan tanıdınız? Sözüm yalnızca dostluğa değildir... Varlığı varlığınızı kolaylaştıran, kesiştiğiniz her nokta da var olmanıza güç katan insanlaradır merağım. Emin olun azdır sayıları... Ya zaten azdılar ya da gün geçtikçe azaldılar. Yaşar Kemal’in dediği gibi: O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler...

Biz, 1980’li yıllarda Ankara’da üniversite eğitimini sürdürenler, bugüne göre daha uzak olan İstanbul’da, İstanbul Üniversitesi’nde, İzzetin Önder’in varlığını bilirdik. Yazdıklarını okurduk, öğrenirdik. Daha o yıllarda İzzettin Önder sınıfında olmasak ta bizim hocamızdı... Biz 1990’lı yıllarda hocalık mesleğine katılanlar, üniversitelerimizde giderek yok olan o güzel insanlara ve elbette onlardan biri olan İzzettin Önder’e çok şey borçluyuz. Diyojen’nin fenerinin hala üniversitelerimizin gündüz karanlığına ışık tutabileceğini bize hatırlattıkları için.

Bu kitap fikri Abuzer Pınar ile Mülkiye’de hep keyif alarak sürdürdüğüm sohbetlerimizin ürünüdür. İstedik ki, İzzettin Önder’e Ankara’dan, Mülkiye’den, bir armağan olsun. Çünkü gerek Mülkiye ve gerekse İstanbul Üniversitesi Türkiye’de sosyal bilim geleneğinin iki eski çınarıdır, bugün dalları çok budansa da bu hala böyledir. Ve bilinir ki bu iki okulun düşünce geleneklerinde yakınlıklar olduğu kadar, uzaklıklar da vardır. Üniversitelerin kurumsal farklılıkları kurumlarla aşılmaz, aşılmasına da gerek yoktur. Farklılıklar gerçek düşünce insanlarının varlığıyla, yakınlıklara dönüşür. İşte İzzettin Önder toplumun her yerine yakın olduğu gibi, Mülkiye’deki bizlere de yakın olanlardandır. Abuzer Pınar ile hocamıza bir armağan isteğimiz bu yakınlığın ürünüdür. Tasarımız geliştikçe katkı isteğimiz genelleşti ve sevgili Nihat Falay hocamızın katkısı bu noktada ortaklığa dönüştü. Böylelikle yönelimimiz de, Mülkiye’den hocaya armağan yerine, genel olarak hocaya armağan olarak yeniden şekillendi.

Tüm armağan kitaplarında olduğu gibi bu kitapta eksikliklerle doludur. Ulaşamadığımız, katkı vermek isteyen bir çok kişinin bu kitapta yer almadığını biliyoruz; bizi bağışlasınlar. Kural olarak yazılarımızın tümü hakem denetiminden geçti, hiç istemesek de kitapta yer almayan yazılar oldu. Dostlarımızın bize kırılmayacaklarını umuyoruz. Ne de olsa bilim eleştiriyle başlar, hatamız varsa af ola. Hedeflenen zamanı aştık, bu gecikmenin tüm kusurları hiç kuşkusuz bize aittir, katkı veren dostlarımızdan ve elbette hocamızdan özür diliyoruz. Son olarak Sosyal Araştırmalar Vakfı’na ve her zaman bizimle birlikte olan, katkılarını hiç bir zaman esirgemeyen sevgili Serap Kurt’a teşekkür etmek isteriz. Serap, gerek kitabın sonunda sunulan söyleşinin hazırlanmasında, gerekse bu kitapta yer alan tüm yazıların okunup, gözden geçirilmesinde çok büyük katkılar sundu. Ona müteşekkiriz. Umuyoruz ki ortaya çıkan üründen hocamız da mutlu olur...
Sevgili hocamıza uzun ve mutlu bir düşünce yolculuğu diliyoruz. İyi ki varsınız hocam.

Abuzer PINAR

MALİYE BİLİMİ VE İZZETTİN ÖNDER
Abuzer Pınar

Ana akım Maliye yazınındaki en büyük sorun, büyük üstat Şener Şen’in başrolü oynadığı Züğürt Ağa filmindeki güç sahibi bir ağanın kendisini İstanbul’un ara sokaklarında yırtık bir terlik ile çiğköfte satarken bulmasını “doğal” bir süreç olarak görme naifliğidir; eğer kötü niyet yoksa! Burada dikkat çekmek istediğimiz nokta, en az iklim koşulları kadar, siyasal kanallardan bir istimlâk öncesinde fazladan bilgiye sahip olan ile bilgisiz arasındaki asimetrik araç sahipliğidir. Bunun göz ardı edilmesi metodolojik bir sorundur. Bilim insanı olayları görmekle yetinmez; gözlemler, soyutlar, neden sonuç ilişkileri kurar, anlamaya çalışır. Arşimet’i farklı yapan şey, O’nun kovadan taşan suyu görmesi değildi. Zira bunu kendisinden önce binlerce, belki milyonlarca insan görmüştü. Ancak O’nu farklı yapan şey merakıydı, gördüğü olayın çok öncesinde anlamaya çalıştığı bir şeylerdi.

Türkiye’de maliye/iktisat yazınındaki en büyük sorun ideolojik olması veya olmaması değil, bilimsel dil ve yöntemden uzak olmasıdır. Teorisi olmayan hiçbir bilimsel tartışma yapılamayacağı gibi, zaman ve mekândan bağımsız bir teori de kurulamaz. Akademi dünyasında, aksine, ölçeğin genişlemesi ve bilginin ticarileşmesi ile beraber sabiti olmayan, yöntemden yoksun malumat yığınları ile karşı karşıyayız. Akademisyenler ve akademik kurumlar tartışmaya açık değil. Birileri kendilerine benzemeyenleri “ideolojik” olmakla veya değer yargısı kullanmakla suçlamakta, sağlıklı bir bilimsel tartışma ortamı oluşmadığından okullaşma da mümkün olamamaktadır. Üniversitelerin “amacı” öğrencilerini meslek sahibi yapmak olduğundan, farklı görüş ve düşüncelerin, farklı okulların eleştirel bir bakış açısıyla eğitimde yer alması, bu amaca aykırı görülmekte ve dışlanma korkusuyla mezunların “iş sahibi olma” şanslarının azalacağı düşünülmektedir. Örneğin, iktisadi büyümenin önemi, gereği, belirleyicileri teknik olarak elbette öğretilebilir. Ancak iktisadi büyümeye karşıt görüşlerin de üniversitelerde yaşama şansı olmak zorundadır. Bilimsel bilgi üretim sürecinde bu karşıt görüşlerin disipline edilmemesi, bu eğilimleri sadece kabalaştırır.

Çerçevesi çizilen bu “kaba” ortamda, sayısı az da olsa İzzettin Önder gibi akademisyenler üniversitelere farklı bir soluk getirmişler, “ana-akım” temsilcilerinin bir ölçüde de olsa yeniden düşünmelerini sağlamışlardır. Eğer “bilimsel araştırma” baştan bildiğimiz bir tek doğrunun farklı biçim ve yöntemlerle kanıtlanması ise, halen üniversitelere ve bilime ayrılan kaynaklar bile fazladır. Bilimsel araştırmanın amacı bizatihi bu doğrunun arayışıdır. Üniversitelerin görevi sadece bilgi üretmek değil, bu bilgi doğrultusunda insan yetiştirmek ve aynı zamanda toplum adına idareyi uyarmaktır. İzzettin Önder, “üniversiteler, bütün tarihsel deneyimleri, dünya deneyimlerini ve bütün ideolojileri vermek zorundadır... biz; ne solun, ne sağın, ne de bir grubun emrinde olmayız” derken, ana-akım maliye yazınındaki ideolojik çarpıklığa işaret etmekteydi.1 Ancak üniversitelerde üretilen “bilgi” bilimsel bilgi ise bu mümkündür. Aksi halde, üniversiteli de kabalaşır ve kısır siyasal tartışmaların bir parçası haline gelir ki, yakın tarihimiz bunun örnekleri ile doludur.

Türkiye’deki Maliye yazını da iktisat ve benzer alanlarda olduğu gibi büyük ölçüde “gelişmiş” batı ülkelerinde bir ölçüde tutarlı bir yöntem çerçevesinde üretilen bilginin ezbere taklidinden ibaret görünmektedir. Örneğin devlet veya kamu sektörünün teorik tartışmalarından süzülen bir modelin ABD’de belirli bir alana uygulanması ile üretilen bir akademik araştırma bizim için de okunmaya değer olacaktır elbette. Ancak ABD gerçeği ve teorik arka planı göz ardı edilerek aynı modelin alınıp Türkiye’de uygulanması hiçbir şekilde bilimsel değildir. Ancak mesleğin “gerekleri” ve popülarite kaygısı, bu tür çalışmaları “gerçek” bilimsel ürünler olarak kabul ettirmekte, öze ilişkin tartışmalar fuzuli bulunmaktadır. 

Duruşuyla Türkiye’deki maliye yazınının çarpıklığına karşı bilimsel dil ve yöntemde ısrar eden İzzettin Önder, maliye biliminin temel tartışma konusu olan “kamu sektörü” konusunda, bilimsel yönteme aykırı bir biçimde tek doğru olarak sunulan “kamu sektörü, hakim özel sektörün bir tür tamamlayıcısıdır ve bu sektörün çalışma koşullarına uygun olarak işlev görür” görüşüne karşılık, “kamu sektörü, özel sektörün marjinal bir tamamlayıcısı değil, özel sektörün işleyişi için gerekli koşulları hazırlayan ve sistemin işleyiş sonuçlarını çözen, hafifleten ya da meşrulaştıran gerekli koşuldur”2 görüşüne dikkat çekerek, tartışmalı alanların maliye yazınında diri kalmasını sağlamıştır. Basitmiş gibi görünen bu konu maliye disiplininde araştırma yapmaya yönelen bilim insanı adaylarının tam da başlamaları gereken noktadır. Neyi incelediğini bilmeyen bir araştırmacının bilgi üretmesi mümkün değildir.

Matematiksel yöntemlerin kullanılması bilimsel ve analitik olmakla eşdeğer görüldüğü takdirde, bilimsel yaklaşımın bizatihi kendisi yok edilmiş olur. Elektronik araçların gelişmesiyle beraber çok karmaşık hesapların çok daha kısa sürede yapılabilme imkânı ortaya çıkınca, bilimsel yöntemden yoksun ancak tekniğe boğulmuş “akademik” çalışmalar bilim dünyasını istila etmeye başladı. Teorik tartışma boyutu olmayan ve büyük ölçüde ikincil kaynakların özetinden toplanan sığ bilgilerle ortaya çıkan bu çalışmaların mimarları çoğunlukla hangi paradigma veya metodoloji ile hareket ettiklerinin farkında bile olmamışlardır. “Neo-klasiklerle Marksistler tartışadursunlar, ben birkaç yabancı yayın daha yapayım” diyen “objektif akademisyenler”, “kötü para iyi parayı kovar” ifadesini makalelerinin sağ üst köşelerine yazarken kendilerinin neyi kovduklarının farkına bile varamamaktadır çoğu zaman. Bir otomobili tasarlayan ve üretimini sağlayan bir mühendis ile otomobil tamircisi arasındaki farkı bilmeyen birisinin cehaleti çok farklı olmasa gerek.

Çok ilginçtir ki, büyüme ve istikrara ilişkin konuları araştıranlar kendilerini gerçek bilim insanı olarak görürken, bölüşüme ilişkin konuları araştıranlara dudak bükerek, onları değ er yargısı öne süren bilim dışı kişiler olarak tanımlamaları, bölüşüm konularını araştıranları da bazen utangaç ve çekingen hale getirmiştir. Bazen de ideolojik olduklarını kabul edip, zaten diğerlerinin de aslında ideolojik olduğunu, ancak bunun farkında olmadıklarını dile getirmişlerdir. Bir bilim insanının eğilim duyduğu ideolojik veya siyasal çizgi bölüşüm konularını çalışıp çalışmamasıyla ilgili olmamak gerekir.

İzzettin Önder, yöntem tartışması yaparken, en ince maliye konularından uzak durmamıştır. Vergilerin gelir dağılımı üzerindeki etkisinin araştırılmasına ilişkin çalışmasında, bu etkilerin araştırılmasında göz önüne alınabilecek en ince noktalara dikkat çekmektedir.3 Benzer inceliği bütçe açıklarının tanımlanması, ölçülmesi ve etkilerine ilişkin çalışmasında4 ve diğer bütün çalışmalarında görmek mümkündür. Bir bilim insanı olarak maliye disiplininin en temel kavramları ve en standart yaklaşımlarına nüfuz ederken, aynı zamanda bu yaklaşımların bastığı zemini ile beraber değerlendiren ve aksinin de düşünülebileceğini, başka bakış açılarından (teorik çerçevelerden) bakıldığında farklı sonuçlara gidilebileceğini gösterme maharetini de üzerinde taşıyan bir bilim insanı. İzzettin Hoca’yı farklı yapan ideolojisi, siyasi görüşü vs. değil, titiz bir bilim insanı olma yanında üniversite camiasında çokça rastlanmayan aydın kişiliğidir. Bir bilim insanı olarak mesleğin teknik gereklerini yerine getirmesi yanında özgür düşünebilmesi ve bilim insanına yakışır eleştirel bir gözle olaylara bakabilmesidir. Bir aydın olarak da “…aydın insanın egzistansiyalist felsefe mantığı çerçevesinde, kendi menfaati dışında ve menfaatinin aleyhine dahi olsa, toplumu kucaklayıcı, toplumsal açıdan ileriye yönelik olumlu olabilecek- bu bir ekonomi felsefesi olabilir, etik görüş olabilir, ahlak felsefesi olabilir- hatta toplumun kurallarını parçalamayı göze alabilecek insan olarak görüyorum olgun insanı.”5 görüşüyle ve buna uygun davranışı ile var olmuştur.

İzzettin Önder, maliye bilim insanlarına elden ele dolaşan, çok satan başucu kitapları yerine, bir bakış açısı, bir duruş, bilim insanı olmadan insan olmak gerektiğine işaret eden bir duruş bıraktı. Sadece maliye araştırmaları yapanlar değil, insanı ve insanlığı önemseyen herkes İzzettin Hoca’nın yazdıklarını ve söylediklerini dikkate almak zorundadır.


dipnotlar:

1  Sezgin, S. ve F. Deyneli (2007), Maliye Söyleşileri: Sorunlar-Öneriler, Naturel Yayıncılık, s. 42-43.

2  Önder, İ., O. Türel, N. Ekinci ve C. Somel (1993), Türkiye’de Kamu Maliyesi, Finansal Yapı ve Politikalar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İktisat Politikası Seçenekleri 2, s. 18-19.

3  Önder, İ. (1990) “Vergilerin Gelir Dağılımı Üzerindeki Etkilerinin Araştırılması”, VI. Türkiye Maliye Eğitimi Sempozyumu- Çeşitli Açılardan Vergileme ve Sorunları, Ankara: Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü, s. 159-168.

4  Önder, İ. ve H. Kirmanoğlu (1996) “Kamu Açıklarının Tanımlanması, Ölçümü ve Etkileri”, X. Türkiye Maliye Sempozyumu –Kamu Kesimi Finansman Açıkları, 14-18 Mayıs 1994 Antalya, İstanbul: İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Araştırma Merkezi, s.  33-59.

5  Önder, İ. (2002). “İktisat ve Din”, İktisat’ın Dama Taşları: Ekoller-Kavramlar-İz Bırakanlar II içinde, s. 141.

 

Nihat FALAY

KIRK YILLIK MUZIR (!) BİLİM İNSANI İZZETTİN

Nihat Falay

O’nu ilk defa 1963-1964 ders yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Disiplini Hocalarımızdan Prof. Dr. Memduh Yaşa’nın asistanı iken 3.sınıftaki Amme Kredisi (Devlet Borçları) dersine hocamızın yerine geldiğinde dinlemiştim. Kendisini, sınıf arkadaşım Nevin’in abisi olması nedeniyle daha önce tanımıştım. Çünkü o yıllarda bizden iki sınıf önde ve 4. sınıf öğrencisi idi, hatta sınıf arkadaşı ve sonra da eşi olan rahmetli Müren ile birlikte toplu bir fotoğraf bile çektirmiştik.

Ben 1965’te fakülteden mezun olduktan ve iki yıllık yedeksubaylık görevimi yaptıktan sonra 1969’da Prof. Orhan Dikmen’in bulunduğu Maliye Enstitüsü’nde Maliye ve Maliye Teorisi Kürsüsü’nde bir araya geldik. Kürsü başkanımız Prof. Dr. Memduh Yaşa idi. Kürsünün diğer öğretim üyeleri Sevim Görgün, Arif Nemli, İzzettin Önder, Burhan Şenatalar, Hayri Suat Ürgüplü ve ben idim. Daha sonraki yıllarda Esfender Korkmaz, Tülay Arın ve Mehmet Ural aramıza katıldılar. Diğer Maliye ve Mali Kanunlar Kürsüsü’nde ise başkan Prof. Dr. Bedî N. Feyzioğlu, Kenan Bulutoğlu, Şerafettin Aksoy, Yenal Öncel, Türkan Öncel, Bora Ocakçıoğlu ve Metin Tarım bulunuyordu. Kürsü Başkanı Hocamız Prof. Dr. Memduh Yaşa, bir aristokrat gibi ciddi ve çevresi geniş bir “bilim odağı”; S. Görgün, hepimizin sevdiği ve yararlandığı “bilim ablamız”; Arif Nemli, cıva gibi bir “kürsü ağabeyimiz”; İ. Önder, M. Yaşa hocamızın el üstünde tuttuğu ve en çok sevdiği “bilim böceği”; B. Şenatalar, göründüğünden daha sıcak bir “ bilimsel ufuk”; H. S. Ürgüplü eşi Fazıla ile, gerçek yüksek sosyeteden aramıza düşmüş “kürsü göktaşı” M. Ural ise genç zeki fakat dağınık bir “bilim fidanı” olarak biraradaydık, ve mutluyduk. Ama 1980 sonrası, her şeyde olduğu gibi, bu kadroda da önemli değişiklikler oldu.

Bu kadro içinde İ. Önder’in daha şimdiden itiraz edebileceğini veya farklı bir yorum getirebileceğini tahmin edebileceğim şekilde, o zamanki duruş, yorum ve referans-lardan hareketle “objektif muhafazakar” olarak sıfatlandırılabilmesi mümkündür. Ama özellikle 1980 sonrası ekonomik ve toplumsal süreçler, sancılar ve sorunlar O’nu farklı bir düşünce  zeminine ve formuna oturtmuş ve “sosyalist radikal” haline dönüştürmüştür. Hatta son yıllarda, benim de içinde bulunduğum bir grup tarafından Barış Derneği’nin yeniden kuruluşunda ve yönetim kurulunda  yer alması buna bir karinedir, diyebiliriz. O’nunla toplumsal olaylara bakış, örgütlenme ve diğergamlık konularında hep dirsek temasında olmanın doğal süreçlerini yaşadım.

Yukarıda belirttiğim 40 yılı aşan özel ve bilimsel ilişkimizde bana hep sıcak ve içten davranmıştır. Günümüzde artık genel ve olağan bir davranış tarzı haline gelmeye başlayan olumsuz rekabet ve çelmeleme ilişkisine girmemesi, aksine sağduyulu davranışı takdir ettiğim yönüdür. Ama elbette ki İzzettin’in bazen nörotik oluşun sınırlarındaki  tepkileri veya unutkanlıkları da arkadaşı olarak gözlediğim bir  özelliğidir.

İzzettin’in şakacılığına ve espri anlayışına gelince; her fırsatı ve aracı herkese karşı kullanmaktan çekinmediğini hemen belirtmem gerekir, doçent olduğumda odamın süslenmesi ve hijyenik kağıtlarla bir düğün salonu haline çevrilmesi, O’nun yanımda oturduğu bir toplantıdan sonra cebimde kuru kafalı bir karikatür ve mesaj bulmam, telefonla işletilmem(!) vb. sadece birkaçını hatırladığım muziplikleri gibi.

İzzettin ile son yıllarda birlikteliğimiz, biraz ailesindeki şanssızlıklar biraz da toplum-sal tepki benzerliğimiz nedeniyle daha da artmıştır. Bu şanssızlıkları yenmesi ve toplumsal tepkilerinin sağlıklı olması İ. Önder’in deruni iç dünyasına sarılmasının ve olaylara “bilimsel soğukkanlılıkla” bakabilmesinin bir sonucu ve zaferidir, bence. Dolayısıyla duygusal travmaları atlatmış, bilimsel dikkat ve performansında ciddi bir sapma ortaya çıkmamıştır.

İ. Önder, inandığı şey ne olursa onunla, özdeşleşen ve tutkuları olan bir bilim adamıdır. Bunun bireysel bağlamda örnekleri; ülkemizin Karadeniz bölgesinden olan vatandaşlarımıza  ilişkin ısrarlı ve ironik gözlemleri, her fikirden insanla bir arada olma arzusu, sevdiği öğrenci ve asistanlara karşı özel koruma ve destek verme meyli gibi.

İzzettin, grup halindeki ve toplumsal olayları öğrenmek konusunda yüksek bir “haber alma” isteği ve katsayısına sahiptir. Bu yolla da toplumsal olayların arka planını merak edip, kişi eğer müsait davranır ve istekli olursa, onunla tartışıp, bu yolla da toplumsal ve bilimsel çalışmalarda ayrıntıdan çok, genel bakışı yakalamaya çalışır. O her şeyin ancak genel topografyasını görmeyi tercih eder. Bu yaklaşımını, bir tez savunmasında, bir fikir tartışmasında, bir takılma latifesi veya cümlesi içinde, ancak ve eğer dikkatle gözlerseniz, yakalayabilirsiniz. Bazen de, ele alınan bir konunun çok saf bir dinleyicisi durumundadır, ama son hamlesinin ne olacağını tahmin edemeyebilir veya ancak sonradan anlayabilirsiniz.

Hocam ve arkadaşım İzzettin, her şeyden önce her olaya veya yoruma psikolojik ve toplumsal boyutlarını da gözardı etmeden, bir makro yorumla bakar. Bu bir siyasal ve ekonomik demeç veya yasal bir düzenleme olsun, onun objektif ve sınıfsal anlamını irdeler. Bu açıdan gerek uygulamada gerekse yorumda bilimsel etik onun en acımasız kılıcı olup, onu özellikle teamüden (bilerek ve kasten) yapılmış yanlışlarda bunu tereddütsüz kullanır. Bilimsel etike olan düşkünlüğü bir ara köşe yazıları yazdığı bir gazetedeki makalesine de, hatırladığım kadarıyla Keynes’in Malthus için söylediği “etik sahibi ve gerçeği iyi gören iktisatçı” sözü şeklinde ve tepkisel olarak yansımıştır.

Bilimsel yaklaşımın ve özelde iktisat ve maliye biliminin temel eksenlerini yakalayabilen İzzettin’in derslerini rutin bir bilgi aktarma seansı değil, bir düşünce fırtınası haline dönüştürmesi O’nun kendi öğrencileri açısından zevkle belirtilen bir özelliğidir. Öyle ki bu fırtınaya her konu, kişi ve süreç yakalanabilir. Örneğin; iktisat derslerinde sadece neo-liberal görüşü anlatan meslektaşları, üniversite yemekhanesini özelleştiren üniversite yönetimi ve kararları vb. bu fırtınaya muhatap olmuşlardır. Özellikle özelleştirme konusundaki reaksiyonu ve bunun için öğrencilerle ortak hareketinin bir tür karşılığı olarak 2007’de İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nün İ. Önder’in Sosyal Bilimler Enstitüsü Lisansüstü Programlarında  ders vermesi konusundaki beklenmedik ve bilim dışı olumsuz kararına şahit olunmuştur. Buna karşı İzzettin’in mahkemeye başvurması, O’nun doğal tepkisi ve önemli bir duruş göstergesidir. Hatta ben de o tarihlerde İ. Önder’in bu durumuna ilişkin hassasiyetimi ve tepkimi göstermek üzere, dönemin İktisat Fakültesi Dekanı’na konunun bireysel, bölümümüze ilişkin ve kurumsal olası yansımalarını irdeleyen düşünce ve önerilerimi özel bir yazıyla aktarmış idim. Zaten konunun uzantısı olarak, daha sonra Rektörlüğün, içinde benim de bulunduğum toplam beş öğretim üyesine ilişkin olarak, aynı konuda olumsuz karar vermesi, İ. Önder’in “zurnanın zırt dediği deliğe” dokunduğunu daha iyi gösterir.

İzzettin Önder’in toplumsal olay ve süreçlere kamusalcı yaklaşımı vardır, ama bu yaklaşım, sınıfların da devletin de eleştirilmesini kapsar ve devletin sermayenin bekçiliği konumuna soyunması veya sıkışmasının sosyal yansımalarını ortaya koymasına yöneliktir. Üniversitelerin bir taraftan toplumlarda ideoloji yaratan ve yaratılan ideolojileri koruyan kurumlar olduğuna, öte taraftan ise objektifliği ve bilimselliği temel alması gerektiğine, bu nedenle de bilim insanlarının kalemlerinin keskinliği ile toplumları uyarması görevlerinin bulunduğuna inanır. Bunun için de bilim insanlarının ekonomik baskı ve yönlendirmelerinden uzak ve bilimsel özgürlük anlayışı ile toplumun genel çıkarlarını savunmalarını ister.

Sevgili İzzettin’le  birlikte aynı bilimsel birimde ve iklimde bulunmanın yarattığı etki ve yansımaları bizim nesil bilir ve yaşamıştır. Benzer etki ve yansımaları genç bilim insanlarının kendi meslektaşları ile birlikte olumlu yönde yaşamasını ve gelecekte benzer şekilde hatırlamalarını umarım. Bilinsin ki, kırk yıllık meslek hayatımın bilim-sel ikliminde İzzettin Önder’i bilimsel ve bazen sert bir rüzgar veya bazen bir meltem olarak hep hatırlayacak, arkadaşlığını hep arayacağım.

İzzettin Önder’e ve gerçek genç bilim insanlarına saygı ve sevgilerimle.

İÇİNDEKİLER

Önsözler...

Hocamız İzzettin Önder / Ahmet Haşim Köse  7

Maliye Bilimi ve İzzettin Önder / Abuzer Pınar  9

Kırk Yıllık Muzır (!) Bilim İnsanı İzzettin/ Nihat Falay 13

Uluslararası Bunalımın Arifesinde Çevre Ekonomiler / Korkut Boratav  17

Türkiye’de Sanayi Politikaları Üzerine Gözlem ve Değerlendirmeler / Oktar Türel  30

Tarımda IMF-DB Gözetiminde 2000’li Yıllar / Oğuz Oyan   60

Fiyatı Toplumsal Olarak Yorumlamak: Türkiye Kapitalizminden Sınıf ve Enflasyon Manzaraları / Serdal Bahçe-Ahmet Haşim Köse  89

Ekonomide İkiz-Hedefleme Dönemi: Enflasyon Hedeflemesi ve Mali Kuralın Sınıfsal Kökenleri/ Erinç Yeldan  129

1980’den Sonra Türkiye Maliye Disiplininde Kuramsal Gerilimler: Türkiye Maliye Sempozyumu Tebliğleri Çerçevesinde Bir Değerlendirme / Aydın Ördek  137

Marx’ın Ekonomi Politiğinde Devlet Borcu ve Vergiler / Ceyhun Gürkan 215

Krizi Anlamak: Minsky’nin Finansal İstikrarsızlık Hipotezi ve Marksist Teori Açısından Bir Değerlendirme / Aysel Arıkboğa-Berna Uymaz  250

Zamanın Metalaşma Sürecine Değiniler / Mustafa Öziş  271

Optimal Vergi Teorisi: Bir Değerlendirme / Özlem Albayrak 287

Federal Sistemlerde Vergi Rekabeti / Ali Sina Önder 318

Kamu Maliyesinin Sürdürülebilirliği, Mali Disiplin ve Sosyal Yurttaşlık / Sinan Sönmez 323

Sosyal Güvenlik Krizi: Abba Lerner’ı Yeniden Okumak / Adem Yavuz Elveren  337

Sosyal Güvenlik Sistemlerinin Neoliberal Eksende Yeniden Yapılandırılması / Süleyman Ulutürk-Kutlu Dane 359

Ekonomik Çevrimlerin (Krizlerin) Kadın /Erkek İstihdamına Yansımaları Türkiye İmalat Sanayi ve Kent Emek Piyasası Üzerine Ampirik Bir Analiz / Özge İzdeş 373

İktisadın Psikoloji ve Nöroloji ile İlişkileri ve Neoklasik Paradigma / Hülya Kirmanoğlu   400

Modern Yaşamda Kapitalizmin Psikolojik Etkileri / Ester Ruben 412

Savunma İktisadının Güncel Durumu: Handbook of Defense Economics 2’nin Düşündürdükleri / Gülay Günlük Fienesen  426

Sosyal Güvenlik, Demografi, Emeklilik ve Kamu Maliyesi / Ömer Faruk Batırel  434

Neoliberal Dönüşüm Sürecinde Emek-Sermaye ve Merkez-Çevre Karşıtlığında Gündemi Okumak: İzzettin Önder’in Köşe Yazıları Köşesinde Durmayan Köşe Yazıları: Bence / Koray Yılmaz-Başak Ergüder 441

Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi (KİGEM) / N. İlter Ertuğrul  471

Yaşamın İçinden Kesitler: İzzettin Önder “Söyleşi” / Mehmet Türkay - Ahmet Haşim Köse - Serap Kurt  485

 

 

KÜNYE

SAV Sosyal Araştırmalar Vakfı  33

Kriz ve Maliye Düşüncesinde Değişim

“İzzettin Önder’e Armağan”


Derleyenler:

Abuzer Pınar

Ahmet Haşim Köse

Nihat Falay


Yayına Hazırlayan

Serap KURT

ISBN 978-605-61579-2-9
Birinci Basım: Mart 2011

Kapak Tasarımı
İlknur KAVLAK

Baskı Öncesi Hazırlık
Ülkü GÜNDOĞDU

Baskı ve Cilt: 
Kayhan Matbaası
Davutpaşa Cad. Güven Sanayi Sitesi
C Blok No: 244 Topkapı–İstanbul
Tel: 0 212 5760136

Sosyal Araştırmalar Vakfı İktisadi İşletmesi
İstiklal Caddesi Balo Sk. Analin Ap. No: 17/2
Beyoğlu – İstanbul
Tel/Fax:  0 212 292 55 85 – 292 55 86
Web: www.sav.org.tr
e-mail: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


 

 Onur Kurulu  
+
-

YAZARLAR